RIHA - ŞUTSO Meclis Üyesi Serhat Gerger, "Barış söylemleri ile kısa sürede kentte hissedilebilir rahatlama ve nefes alma başladı. Demokratikleşme ve normalleşme söylemleriyle birlikte turizmin hareketliliği başladı" dedi.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan tarafından 27 Şubat'ta başlatılan Barış ve Demokratik Toplum Süreci bir yılını geride bırakırken, "demokratikleşme beklentisi" ekonomide iyimser bir hava yaratmaya başladı. Riha Ticaret ve Sanayi Odası (ŞUTSO) Turizm Komitesi Meclis Üyesi Serhat Gerger, "Barış söylemlerinin artmasıyla birlikte kısa sürede kentte hissedilebilir bir rahatlama ve nefes alma başladı. Demokratikleşme ve normalleşme söylemleriyle birlikte turizmin hareketliliği başladı. Şehir dışındaki, ülke dışındaki insanların artık daha güvenilir, daha huzurlu bir şekilde bölgeye tatil yapma, bunu değerlendirme, görülmemiş yerlere dokunabilme, gitme gibi taleplerinin arttığını hissedebiliyoruz" ifadelerini kullandı.
Bir kentin ekonomik kalkınmasına iki açıdan bakılması gerektiğini kaydeden Gerger, "Yani ilk olarak tabii ki dışarıda, batıda veya yurt dışındaki insanların bölgeye bakışının yanında bir de bölgede yaşayanların yaşadığı şehre, bölgeye bakışı çok önemli. Şimdi savaşın sürdüğü süre boyunca buradaki gençlerin gerek işsizlikten kaynaklansın, gerek yaşam kalitesinin çok daha iyi olmadığından dolayı sürekli bir batıya göç hayalleri ilerliyordu. Yani 18 yaşını doldurmuş bir genç çocuğumuz, burada iş bulamama veya burada sosyal yaşantının daha zor olmasından dolayı batıya göç etme problemi yaşıyordu. Yeni süreçle birlikte çeşitli iş alanları girişimlerinin olmasını bekliyoruz. Tabii bunun bir de sermaye ayağının henüz fazla adımları olmadığı, fakat şimdiden seslerini duymaya başlıyoruz. Daha normalleşme adımları hayata geçmese de insan gücünün ve genç nüfusunun çok fazla olduğu kentimizde yatırımların da artacağını hissetmeye başladık. Umarım hızlı adımlarla çok daha hızlı bir şekilde güzel günlerin geleceğine inanıyorum" diye konuştu.
'İŞ İNSANLARINA GÜVENLİK ALAN AÇLISIN'
Bölgede uzun yıllar süren çatışma ve savaş haline işaret eden Gerger, "Bu savaşın maliyetinin 2 trilyon dolar olduğu öngörülüyor. 2 trilyon dolar demek neredeyse 60 tane GAP projesine eşdeğerdir. Şimdi bir tane GAP projesinin tamamlandığında şehrin, bölgenin tarım alanındaki sıçrayışı, yükselişi, insanların refah seviyesinin artışını hesaplarken ve umut olduğuna, her şeyin düzeleceğine inandığımız bir GAP projesini bile hala bitirememişken biz 60 tane GAP projesinin parasını çöpe atmışız, savaş uğruna harcamış ve yok etmişiz. 60 tane GAP projesi bugün bitseydi, şu an batıda yaşayan gençlerimiz, göç etmek zorunda olan halkımız bugün kendi coğrafyasında çok daha kaliteli bir yaşam sürerdi. O yüzden bunun ilk ayağı bölgedeki insanları yaşadığı yerde tutabilmek, burada mutlu kalmasını sağlayabilmektir. Şimdi normalleşme süreci başladığında şehrin genç dinamikleri burada kalmaya devam ettiğinde ve bununla birlikte batıdaki sermaye de 'burada güvenlik problemi yok. Artık yatırım yapılabilir' dese, organize sanayi bölgelerimizin çok daha canlanacağını öngörüyoruz" şeklinde konuştu.
'KALKINMA İÇİN HUKUK SİSTEMİ ADİL İŞLETİLSİN'
Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nde herkese büyük sorumluluk düştüğünü kaydeden Gerger, "Yerel yönetimler, iş hayatı, ticaret odaları ve yerel halkla birlikte batıdaki gelecek olan yatırımcı çok önemli. Batı derken Türkiye'nin batısından bahsetmiyorum. Ülkenin dünyanın diğer bölgelerinde de insanların buraya gelip yatırım yapacağını düşünüyorum. O yüzden çok daha kaliteli, refah seviyesinin artacağı bir coğrafyayı umutla bekliyoruz açıkçası. Bunun sağlanması için en önemli olan şey, hukuk ayağını güçlendirmek ve işletmek gerekiyor. Hukuk sisteminin adil bir şekilde işlemesiyle meydana gelir. Yani ülkede eğer bir iş insanı bir yatırım yaptığında yarın sabah uyanıp tüm malıma el konuldu korkusu olmazsa, hukuk sistemine güvenirse, burada yaşayacağı problemleri veya ülkede yaşayacağı problemleri bir şekilde hukukla çözebileceğine inanırsa işte o zaman gerçekten yaşanılabilir bir hale gelir her anlamda. Yani olmazsa olmamız adaletin sağlanması ile birlikte tüm din, dil, ırk hepsine saygılı bir şekilde hepsinin kendi haklarını savunulabildiği, korunabildiği bir sistem oluşturulabilirse bunların hepsi çorap söküğü gibi geleceğine inanıyorum" diye belirtti.
'ASIL SORUMLULUK DEVLETTE'
Bu süreçte en çok sorumluluğun devlette olduğunun altını çizen Gerger, şöyle devam etti: "Devletin sorumluluklarından bahsetmemiz gerekiyor. Yani bu normalleşme süreci başladığında Kürt halkının kendi ana dilinde eğitim alabilmesi, Kürt olduğunu saklamadan çok rahat bir şekilde hayatını devam ettirmesi çok kıymetli. Burada aslında vatandaştan çok devletin tanıması, hakların korunması gerekiyor. Bunu sadece Kürt halkı için de söylemeyelim. Yani mesela Urfa özelinde alacak olursak yine başka dinlerin yaşam şansının olmadığı bir kentten bahsediyorsunuz. Hemen yakınımızda Germuş kilisesi gibi bir değerimiz var. Maalesef şehrin o baskın ve devletin rolünü gerçek anlamda yapmadığından dolayı yıkılmayla karşı karşıya. Yani farklı din, dil, ırktaki insanların kendini özgür şekilde hayatlarını devam ettirebilmesi için burada rolün tamamı devlete düşüyor. Bunları anayasal güvence altına alması gerekiyor. Bunu bir lütuf değil de hak olarak vermesi gerektiğine inanıyorum."
'GAZZE'DEKİ ÇOCUK İÇİN HİSSETİNĞİNİZİ ROJAVA'DAKİ İÇİN DE HİSSEDİN'
Kürt sorununu barışçıl temelde tamamıyla çözmenin gerekliliğini vurgulayan Gerger, şunları söyledi: "İşte bunun örneğini Rojava'da gördük. Şimdi sen oradakilerle savaşırsan burada barışı yapamazsın. Geldiğimiz nokta gerçekten rüyalarımızda bile görsek inanamayacağımız noktaya geldik. Gerek Devlet Bahçeli'nin söylemleri, gerek Abdullah Öcalan'ın söylemleri verdiği kararlarla yapılan eylemleri bir umut ve gerçekten normalleşme sürecine inancımızı arttırdığının altını çizmemiz gerekiyor. Şimdi burada sesleneceğimiz devlet yetkililerine şunu söylemek gerekiyor. Eğer Filistin'deki, Gazze'deki çocuk için içiniz yanarken Rojava'da yaşanan acıyı hissedemezseniz maalesef ilerleyemeyiz. Oradakilerde akrabalarımız, bizim soydaşlarımız. Bizim acılarımızın ortak olduğuna inanmamız gerektiğini biliyorum. Yani geçenlerde Diyarbakır'dan Ticaret Odası'nın gönderdiği TIR'ların bile o bölgeye geçmesi engellendi. Bu gerçekten çok üzücüydü."
'EVLATLARIMIZA BARIŞ VE HUZUR DOLU YARINLAR BIRAKALIM'
"Bu kadar kıymetli bir coğrafyanın sürekli acılar içerisinde kalmış olması gerçekten inanılır gibi değil" diyen Gerger, şunları dile getirdi: "Bu barışın gerçekleşebilmesi için coğrafyanın tamamıyla barışmamız gerekiyor. O dört parça dediğimiz Kürdistan'daki herkesin akraba olduğunu, acılarının bir olduğuna inanması gerektiğine inanıyorum. Çok güzel bir yola girdik. Çok umutluyuz. Gerçekten başarabileceğimize inancımız arttı. Bir önceki barış süreci gibi olmadığını biliyoruz. O yüzden iki tarafa da çağrımız insanların daha mutlu, daha huzurlu, daha hak ettiği gibi yaşayacağı yarınlar için. Bizim yaşımız belki geçti. Biz onu kaçırdık ama evlatlarımıza barış dolu, huzur dolu yarınlar bırakabilmemiz için bu sürecin tamamlanmasını canı gönülden istiyoruz."
MA / Ömer Akın