Mûş Barosu Başkanı: Barışın pozitif aşaması hukuksal formlarla olur
AMED - “Umut hakkı”nın sürecin pazarlığı durumuna getirilmeden uygulanması gerektiğini belirten Mûş Baro Başkanı Kadir Karaçelik, “Barışın pozitif aşaması şüphesiz hukuksal formlarla olacak. Bize düşen bir şey varsa buradayız” diye belirtti.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025 tarihli çağrısıyla Kürt Özgürlük Hareketi, fesih, silah bırakma ve sınır dışına çekilme şeklinde tarihi kararlar alarak, hızlı bir şekilde bunları pratiğe geçirdi. Nitekim 11 Temmuz’da silah yakma adımının üzerinden bir yıl geçmesine karşın, geri dönüşler noktasında yasal-anayasal her hangi bir düzenlemeye gidilmedi.
Hukukçular ise yasal adımların atılması için birçok girişimde bulunuyor. Öyle ki 4-5 Temmuz tarihlerinde, yasal adımlar başta olmak üzere birçok meselenin tartışıldığı Demokratik Kürt Hukukçular Konferansı gerçekleştirildi. Konferansa katılan isimlerden Mûş Baro Başkanı Kadir Karaçelik, düzenledikleri konferansa, sürece ve atılması gereken adımlara dair değerlendirmelerde bulundu.
Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla alınan fesih kararı ve silahsızlanma sürecinin kıymetli olduğunu belirten Karaçelik, kendilerini konferansta hukuksal form, toplumsal sözleşme, statü, yerel demokrasi, ekoloji, kadın meselesine kadar bir çok meseleyi tartıştıklarını dile getirdi. Karaçelik, “Nihayetinde barışın pozitif aşamasını oluşturacak bir ayak da bunlardır. Haliyle bu hukuki konulardaki egzersizi yapacak olan da hukuk örgütleri ve insanların birlikte oturup, tartışmasıdır. Bu kıymetlidir. Türkiye’de diğer dünya örneklerinden farklı olarak a-tipik bir süreç yaşanıyor. Umarız bu süreç tamamıyla toplumsal barışı kalıcı hale getirir. Bütün meseleler rasyonel bir temelde çözüme kavuşur. Literatüre de Türkiye modeli olmuş olur. Bunun beklentisi ve umudu içindeyiz” dedi.
‘ÇERÇEVE YASA DAR VE TEKNİK OLMAMALI’
Çıkarılması beklenen çerçeve yasaya işaret eden Karaçelik, yasanın dar, teknik bir yasa olarak ele alınmaması gerektiğini vurguladı. Karaçelik, “Örgüt üyelerinin toplumsal, politik yaşama katılmaları önemli bir başlıktır. Çerçeve yasa konusunda tamamen fesih kararı almış olan PKK’nin çerçevesiyle sınırlı bir yaklaşım var. Bazı boyutlarıyla bu anlaşılabilir. Çünkü bu konuda karar almış, silahlara veda etmiş, toplumsal ve siyasal yaşama ve demokratik mücadeleye katılmak isteyen bir hareket söz konusu. Buna ilişkin elbette sadece onlarla ilgili olan bölümler üzerinden bir düzenleme yapılabilir. Ama ifade hürriyeti, TMK, TCK, Toplantı ve Gösteri Yasası’ndaki, Anayasa’daki bazı hükümler sadece bu örgütün kendisine düzenlenen bir sorun değil. Haliyle demokratik, özgürlükçü, herkesi kapsayan bir yasa olmalı. Hukukçu olarak açmaz olarak gördüğümüz bazı alanların açılması gerekiyor. Dolayısıyla sadece müstakil, özel, spesifik bir yasa olduğu için bundan faydalanacak olan PKK üyeleri anlaşılabilir ama tamamen bununla da sınırlı tutulmaması gerektiğini düşünüyoruz” ifadelerini kullandı.
“Umut hakkı” meselesine işaret eden Karaçelik, “’Umut hakkı’ bir insan hakkı meselesi. Ama Türkiye’nin enerjisini bu kadar tüketen bir mesele karşısında bu müzakere sürecinin aktörünü ilgilendiren bir durum olduğu zaman süreç açısından da başka bir boyutu var. Bu açıdan başka bir önemi de ortaya çıkıyor. Elbette hukuk kuralları soyuttur, geneldir. Elbette bu yerden yaklaşmak lazım ama diğer taraftan tam da bunun sürecin bir pazarlığı, rehinesi durumuna düşürülmemesi gerekir. Bu bir hak. ‘Umut hakkı’yla ilgili olan düzenleme doğal olarak bu sürecin yürütülmesinde de büyük bir etki, katkı sunacaktır. Bir taraftan ülke olarak ciddi bir reforma doğru gideceksiniz, uluslararası sözleşmelerde ifade edilen, mahkeme kararlarıyla vurgulanan bir hakkı teslim edeceksiniz; diğer taraftan bununla ilgili yaptığınız düzenleme doğal olarak bu yürütülen politik, toplumsal barış sürecine çok ciddi bir katkı sunacaktır. Mesela bu neden geciktiriliyor? Bunda bir engel yok ki. Süreçten bağımsız olarak da zaten bu mesele bizim gündemimizde olan, takip ettiğimiz bir meseleydi. Ama bir taraftan da siz bu düzenlemeyi yaptığınız zaman süreci rahatlatan bir evreye geçiyorsunuz” diye konuştu.
‘ÇAĞRIYLA YETİNMEMEK GEREKİYOR’
“Dünyada PKK’ye bu çağrıda bulunacak, bunu hayata geçirecek etkisi ve rolü itibariyle şüphesiz yeryüzündeki tek insan Abdullah Öcalan’dır. Bu kadar net tanımlamak gerekiyor” diyen Karaçelik, şunları söyledi: “Haliyle işin bir tarafında bulunan bir aktörün, bu etki alanı çok önemli. Bu önemli olan hal, sürecin devamında da tekrar ortaya çıkıyor. Bazı açıklığa kavuşması gereken hususlarda kendisinin sesi, fikirleri kesintiye uğramaksızın toplumsal katmanlara ulaşması gerekiyor. Bu erişememe hali sürecin sıhhati açısından beraber bir endişeyi de doğuruyor. Ne oluyor, nereye doğru gidiyor, neden erişilemiyor, neden ulaşılamıyor? Görüşmeler sistematik bir şekilde yapılsa, görüşülse, aksiyon alınsa; hem siyaset kurumu açısından hem sürecin ehemmiyeti açısından hem de sürecin muhatabı olan 86 milyon açısından daha berrak, anlaşılır, bir sürü sorunun cevabını bulabilme imkanına da erişeceğiz. Bu görüşme trafiğinin, fikirlerine ulaşma halinin sağlanması gerekiyor. Bu sürecin olgunlaşmasına katkı sunan bir taraftır. Bu iş, bir meseledeki en önemli aktörün sadece çağrısıyla yetinmekle bitmiyor. Onun devamı da var.”
“Umut hakkı”yla ilgili düzenlemenin yapılmasıyla Abdullah Öcalan’ın statüsünü belirlenebileceğine dikkat çeken Karaçelik, “Politik aktörler, gazeteciler, insanlar rahatlıkla ulaşabilecekler, görüşebilecekler, konuşabilecekler. İnsanlar rahatlamış olacak. Kafasındaki bin bir türlü soruya cevap bulmuş olacak. Bu bizi daha anlamlı bir yere taşıyacaktır. Bütün dünya örneklerinde de bu böyledir. Bir hareketin liderinin çağrısından sonraki bütün süreçte ara ara kesintiye uğrama suretiyle onunla temas kurmanız sağlıklı bir mesele değil. Böyle bir örnek de bulunmamaktadır” diye konuştu.
‘ÜZERİMİZE DÜŞENİ YAPMAK İSTİYORUZ’
Kürt hukukçuların Türkiye’nin demokrasisi, Kürtlerin hakları için her zaman mücadele ettiğini dile getiren Karaçelik, konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “Her dönemin koşullarına göre Kürt hukukçular bir adım geri durmadı. Duramazdı da zaten; durmak kendini inkar etmektir. Bu bizim açımızdan tarihsel bir hükümlülüktür. Bizde bugün bu koşullar içerisinde tekrar durmamız gereken yerde durmaya çalışıyoruz. Bunu kurarken de politik bir içerikle değil, hak temelli bir yaklaşımla ortaya koymaya çalışıyoruz. Bugün burada da barışın pozitif aşaması şüphesiz hukuksal formlarla olacak. Bize düşen bir şey varsa, biz buradayız. Hukukçular olarak bu ülkedeki hiç kimseyi yalnız bırakmadık. Haksızlıklara sessiz kalmadık, kalmayacağız. Sadece bir kesimin hak savunuculuğunu yapmadık. Bu yönümüzü, bakış açımızı, perspektifimizi bu sürece de damıtmak istiyoruz. 50 yıllık çatışma süreci bütün toplumsal katmanları çok ciddi etkiledi. Gelinen aşama itibariyle kıymetli bir yere doğru gidiyoruz. Bu gidişi anlamlandırmak, zemini sağlamlaştırmak gibi bir borcumuz var. Biz de bu konuda hukuk örgütleri olarak üzerimize düşeni yapmak istiyoruz.”
MA / Rukiye Payiz Adıgüzel