'Kadın katliamlarına karşı mücadelemizi sürdüreceğiz'
İZMİR - Artan kadın katliamlarının sebebinin cezasızlık politikası, faillerin koruması ve İstanbul Sözleşmesi'nden çıkılması olduğunu söyleyen kadınlar, katliamlara karşı mücadelelerini sürdüreceklerini belirtti.
Türkiye’de kadın katliamları, her geçen yıl daha da artıyor. 2025 yılında 297’yi aşkın kadın, erkekler tarafından katledildi, yüzlerce kadının ölümü ise “şüpheli” olarak kayıtlara geçti. 2026’nın ilk dört ayında ise Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu'nun verilerine göre, 102 kadın katledildi ve 99 kadın da şüpheli bir şekilde yaşamını yitirdi. Kadın örgütleri, artan kadın cinayetlerinin münferit değil, politik ve toplumsal bir sorunun sonucu olduğuna dikkat çekiyor. Etkin uygulanmayan koruma kararları, cezasızlık politikaları ve kadınların yaşamlarını güvence altına alacak mekanizmaların yetersizliği, bu şiddet sarmalını derinleştiriyor. Özellikle İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme sonrası yaşananlar dikkat çekiyor.
Kadınlar, devletin sorumluluğunu yerine getirmesi ve şiddeti önleyici politikaların hayata geçirilmesi çağrısında bulundu.
Kadın katliamlarındaki artışın en büyük sebebinin cezasızlık politikası olduğunu dile getiren Deniz Şentürk, kadın katliamlarının bu gidişle daha da artacağını kaydetti. Kadın katliamlarında delillerin yok edilip intihar gibi sunulduğunun altını çizen Deniz Şentürk, "Gülistan Doku'nun kart verilerinin vali ve polis işbirliği içerisinde silindiği ortaya çıktı. Bunun gibi pek çok kadın ölümünün belki de arkasında devletin de aynı şey yaptığı, üstünü örttüğü katliamlar vardır. İlayda Zorlu, 18 yaşında bir kadın 8 Mart'a çıktığı için 25 Kasım'a çıktığı için polis tarafından ailesi aranıyor ve kızınız terörist deniyor. Ve ardından aile içerisinde total bir şiddet sarmalı tetikleniyor ve bu kadın ailesinin evinde polis babasının beylik tabancasıyla intihar ediyor. Bugün kadın cinayetlerinin getirilmeye çalışıldığı total süreçte bu işbirliklerinin inanılmaz büyük etkisi var. İstanbul Sözleşmesi'nden çıkılmasının hem bu cinayetlerin haklanmasının kolaylaştırılmasında hem de direkt olarak faile gerçekçi bir ceza uygulanmasının da önünü kapatıyor. Bugün İlayda için ya da Gülistan için 6 yılın ardından bile hala mücadele eden ya da Rojin Kabaiş için aynı şekilde hala mücadele eden bir kadın hareketi var ve biraz da buraya bakmak, burayı güçlendirmek ve buradan güçlenmek gerekiyor” dedi.
'KORKMUYORUZ, KORKMAYACAĞIZ'
Şüpheli şekilde yaşamını yitiren üniversite öğrencisi İlayda Zorlu'nun polis, devlet, aile üçgeninde sistematik bir şekilde katledildiğini belirten Sümeyra Çetmen "Korkmuyoruz, korkmayacağız, mücadelemizi büyüteceğiz, devam edeceğiz, sinmeyeceğiz. Çünkü İlayda'nın polis babasını arayıp, "Kızınız terörist oldu" demişlerdi. Çünkü 18 Mart'lara, 25 Kasım'lara bizlerle birlikte çıkıyordu, yürüyordu, döviz tutuyordu, korkmuyordu, susmuyordu, itaat etmiyordu, bağırıyordu. Katledilen tüm kadınların adını haykırıyordu. Ve bunu bilerek yaptılar. İlayda'yı pasifize etmek için, İlayda'yı susturmak için yaptılar. İlayda korkmadı ama bu baskı yüzünden, hayatından oldu. 6 yıldır nerede diye haykırdığımız Gülistan Doku'nun katillerinin nihayet aklanmaktan vazgeçilip yargılandığını görüyoruz. Devlet eliyle işlenen ve gizlenen bu cinayette yine öfkeliyiz" dedi.
'DEVLET FAİLLERİ KANADININ ALTINA ALIYOR'
Türkiye'deki kadın katliamlarını "Sistematik olarak sürdürülen, politik olarak da devam ettirilen ve bunun bir problem olarak görülmeyen bir kadın kıyımı olduğu" şeklinde tanımlayan Sabriye Kol, kadının toplumda sistemin istediği standartlara uymadığı için çeşitli bahanelerle katledildiğini belirtti. İktidarın 'Aile Yılı' politikasının kadınlar için bir güvence değil bir güvensizlik politikası olduğunu aktaran Sabriye Kol, "Özellikle yargı paketi olarak önümüze sundukları şey bir kadının, Lubunya'nın açık şekilde saldırı altında olduğunu gösteriyor. Bizim yaşamlarımız güvence altında değil. Biz taciz edildiğimizde failimiz aklanmaya çalışılıyor. ‘Onun orada ne işi varmış’ gibi inanılmaz gerici söylemlerle ya da farklı dinci argümanlarla karşımıza geliyorlar ve bu argümanların sonucunda yaşadığımız şeyi küçümsüyorlar. Devlet failleri isteyerek kendi kanadının altına alıyor. Ve bu kanadı altına alması sonucunda da biz şüpheli ölüm diye birbirimizin arkasından sadece isyan etmek zorunda kalıyoruz. Bu katliamın önüne geçmemiz engelleniyor. Çünkü bunu istiyorlar ve bunun için uğraşıyorlar. Biz Rojin'in, Gülistan'ın, İlayda'nın ve katledilen her kadının ismini her sokakta, her meydanda, her kampüste anmaya devam edeceğiz. Mücadelemizde yaşatacağız. Türkiye'de ne yazık ki bir kadın olarak yaşamak çok zor. Ne yazık ki olan kısmı kadın olmak değil, Türkiye'de yaşamak aslında. Çünkü cezasızlık sistemi ile beraber gerçekten güvencesiz bir yaşama tabi tutuluyoruz" diye konuştu.
