İSTANBUL – Çeşitli ülkelerden isimlerin deneyimlerini aktardığı zorla kaybedilenlere yönelik düzenlenen panelde, katılımcılar zorla kaybedileme politikasıyla yüzleşmede kadınların ve annelerin mücadelesinin etkili olduğunun altını çizdi.
Özgür Kadın Hareketi, (Tevgera Jinên Azad-TJA), Zorla Kaybetmelere Karşı Avrupa Akdeniz Federasyonu (FEM-MED), İnsan Hakları Derneği (İHD), Hafıza Merkezi, Kadın Zamanı Derneği, Anadolu Yakınlarını Kaybeden Ailelerle Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (ANYAKAY-DER) ve Medeniyetler Beşiğinde Yakınlarını Kaybeden Ailelerle Yardımlaşma, Dayanışma Derneği'nin (MEBYA-DER) düzenlediği panele devam edildi. "Yükselen sesler direniş, ortaklaşan mücadeleler" başlığıyla Harbiye'deki Anarad Hığutyun binasında gerçekleştirdiği panel ikinci gününde, "Kayıplar konusunda ulus ötesi bir ağ kurmak: Bağlantılar ve ortak eylemler nelerdir?" tartışıldı. Panele Türkiye, Kürdistan, Lübnan, Mısır, Sırbistan, Cezayir, Fas, Libya'dan çok sayıda aktivist ve akademisyen katıldı.
'FAİLLER CEZASIZLIK ZIRHIYLA KORUNDU'
Cezayir'de Kayıp Aileler Kolektifi Başkan Yardımcısı Houria Sabri, Cezayir'de 90'lı yıllarda çok kanlı çatışmaların ve zorla kaybettirilmelerin olduğunu hatırlatarak, "Devlet yıllar boyunca kaybedilme iddiasından bahsetti. Zorla kaybetme pratiğini sanki küçük bir hataymış gibi sundular. Sorumluluk almadılar. Faillerin cezası kalmasını sağladılar. Yok sayma 2005'te en üst seviyeye ulaştı, her iki tarafın failleri cezasızlık zırhıyla korundular. Terörün mağdurları hiçbir şekilde bir barış sürecine dahil edilmediler" dedi.
ZORLA KAYBETMELERDE CEZAYİR DENEYİMLERİ
Zorla kaybetmenin bir iktidar suçu olduğunu kaydeden Houria Sabri, "Adaletin olmadığı yerde zorla kaybetme tekrar ediyor. Bunu gördüğümüz için Cezayir'de seferber olduk. Zorla kaybetmeler 2006'da bir suç olarak kabul edildi. Bu kadınların verdiği mücadeleler sayesinde suç olarak kabul edildi. Kadınlar mevcut suçu inkar eden güç karşısında mücadelelerine devam ediyor. Bizim yaşadığımız acılar birer kaza değil, bunlar düşünüldü ve tasarlandı. Fiziksel olarak ya da toplumsal olarak ortadan kaldırma. Savaşa karşı barış için mücadelemizi yeniden düşünmemiz gerekiyor. Halkın çıkarları doğrultusunda karar alınabilen bir sistem gerekiyor. Aynı zamanda patriyarka ile mücadele eden bir sistem sağlamamız gerekiyor. Biz mutsuzluğu seçmedik, ama bugün direniş ve haysiyetimiz için bu yolu seçmemiz gerekiyor" ifadelerini kullandı.
'KAYIPLAR MÜCADELESİNDE KADINLARIN RÖLÜ'
Lübnan İnsan Hakları Merkezi (CLDH) avukatı Sara Youssef, Lübnan'da zorla kaybettirilmelerin kökenini anlatarak Lübnan'da kayıplar mücadelesinin her zaman kadınlar ve anneler tarafından yürütüldüğünü söyledi. Sara Youssef, "Anneler ve sivil toplumun Beyrut'ta bir hafıza mekanı oluşturdu. 'Unutmayacağız, peşini bırakmayacağız' diyerek bugün bile devletin sessizliği karşısında mücadeleye devam ediyorlar" şeklinde konuştu.
'ZORLA KAYBETMELER DÜNYA ÇAPINDA BİR SUÇ'
Sara Youssef, Lübnan'da zorla kaybettirilmenin bir suç olduğunu belirterek, "Aileler hala belirsizlik içerisinde, birçoğu hakikati bilmeden öldü. Sivil toplumun ısrarı, on yıllardır süren politik sessizliği aşabilir. Her şeyden önce ulusal komisyonları güçlendirmek, adli tıp ve yasa uzmanlarını bir araya getirmek, toplu mezar alanlarını korumak, ulusal düzeyde bir veri tabanı oluşturmalıyız. Ve adalet mekanizmalarının olması gerekiyor. Aileleri ve sivil toplumu desteklemeye devam etmeliyiz. Biz uluslararası insanların zorla kaybetmeden korunma konvansiyonunu onaylamalıyız. Lübnan bunu onaylamadı. Politik istikrarsızlık zorla kaybetmelerin bir bahanesi olmamalı. Kurumlar yapamadığında bile toplum mücadeleye devam edip yapabilir. Bu kendi yaslarını mücadeleye dönüştüren annelerin hikayesi. Şuanda İsrail saldırıları sürdüğünden yeni zorla kaybettirilme hikayeleri ortaya çıkıyor. Belirsizlik, yokluk ve bilgilerin ortaya çıkarılmaması aileleri hala tedirgin ediyor. Zorla kaybetmeler bölgesel ve dünya çapında bir suç. Hep birlikte mücadele edersek hakikate ulaşacağız" şeklinde konuştu.
CUMARTESİ ANNELERİ'NİN ORTAYA ÇIKIŞI
İnsan Hakları Derneği(İHD) İstanbul Sorumlusu ve kayıp yakını İkbal Eren, 1990'lı yıllarda Türkiye'de Kürdistan'da savaşın artmasıyla zorla kaybetme vakalarının çok fazla olduğunu belirtti. İkbal Eren, 1987 yılında İnsan Hakları Derneği'nin kurulmasıyla zorla kaybetmelerin yavaş yavaş konuşulmaya başladığını ifade etti. İkbal Eren, Cumartesi Anneleri'nin ortaya çıkış hikayesini şöyle anlattı: "1995 yılında İHD öncülüğünde Galatasaray Meydanı'nda kaybedilen Hasan Ocak'ın ailesinin ısrarlı arayışı sonrası kaybedilenlerin aileleri Galatasaray Meydanı'nda kamuoyu oluşturmaya başladılar. Biz her Cumartesi günü Galatasaray Meydanı'nda buluşmaya başladık ve Cumartesi Anneleri olarak adlandırılmaya başladık. Ve zamanla kuşaklar değiştikçe Cumartesi İnsanları olarak adlandırıldık. Amacımız devletin karanlık yüzünü kamuoyuna duyurmak ve başka gözaltında kaybetmelerin yaşanmamasıydı. Biz bunu başardık. Biz 30 yılda Galatasaray Meydanı'nı bir hafıza mekanına dönüştürdük."
'CEZASIZLIK POLİTİKASI'
İkbal Eren, 30 yıllık süreç içerisinde kayıplar ve toplu mezarlar için davaların açıldığını, hiçbir failin ise yargılanmadığını belirterek "Bütün ülkelerde olduğu gibi bizde de cezasızlık politikası, bu suçu işleyenlerin iştahını kabartıyor. Görüşmelerimize rağmen zorla kaybetme literatüre girmedi. Bazı davalar zamanaşımına uğradı" dedi.
'FAİLLER CEZALANDIRILMASINI İSTİYORUZ'
Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında Meclis'te kurulun komisyonun Cumartesi Anneleri'ni dinlediğini hatırlatan İkbal Eren, şöyle devam etti: "Komisyon'da iktidar tarafından temsiliyetlerin bulunuyor. Bizi dinlerken ilk defa duyuyor gibi ağlayanları oldu. Biz 30 yıldır mücadele veriyoruz; ama ilk defa bizi duyuyor gibiydiler. Binlerce insanın kaybedildiği kendi ülkelerinde onlara ulaşamadık. Çok etkilenebilmeleri için insani yanlarının çok güçlü olması gerekirdi. Eğer öyle olmasaydı bu suçu işleyenleri cezasızlıkla korumazdı. Bazı davalarda AİHM, Türkiye'yi mahkum etti buna rağmen ders olmuyor ve yasalar düzenlenmiyor. Biz yasal anlamda biz bir yol alamadık. Biz kayıplarımızın akıbetini öğrenmek istiyoruz. Ben ağabeyimin ne kadar nefes aldığını öğrenmek istiyorum. Faillerin yargılanmasını istiyoruz. Zorla kaybetmelere karşı uluslararası düzeyde yol alınmasını istiyoruz. Zorla kaybetmelere karşı ortak eylemselliği hayata geçirmek önemli."
'DENEYİME İHTİYACIMIZ VAR'
Rajaa Vakfı Derneği Başkanı Rajaa Fadhil, Irak'taki çatışmalı süreç ve kitlesel şekilde zorla kaybedilmelere değinerek "İnsanları gruplar şeklinde kaçırıyorlar. Irak'ta birçok toplu mezar var. Bu toplu mezarlarla ilgili soruşturmaları başlatmaya çalışıyoruz" dedi.
Raja Fadhil, Iraklı bir sivil toplum kuruluşu olduklarını ifade ederek "Zorla kaybedilenler konusunda ilk saftayız. Kendimizi geliştirmemiz gerekiyor. Şimdiye kadar arşiv oluşturulmadı. Zorla kaybedilenlerin sayısını bilmiyoruz. Bu alanlarda çalışmamız gerekiyor. Bizim teknik alanlara ve deneyime ihtiyacımız var" diye konuştu.
'ZORLA KAYBEDİLMEYLE İLGİLİ ÖZEL BİR YASA YOK'
Raja Fadhil, konuşmasına şöyle devam etti: "Irak'taki durum çok karmaşık dolayısıyla bizim uluslararası desteğe ihtiyacımız var. Mağdurların sesini duyurmak gerekiyor. Kitlesel zorla kaybetmelere karşı strateji oluşturmak gerekiyor. Bizim yasal metodolojiye ihtiyacımız var. Kaybedilen kişilerin başlarına neler geldi bunu anlamak istiyoruz. Binlerce aile yakınlarının başına neler geldiğini öğrenmek istiyor. Mağdurların sesi olmalıyız. Mağdurların sesinin duyulması geçiş dönemi adaleti için çok önemli. Irak'ta zorla kaybedilme ile ilgili özel bir yasa yok. Benim oğlum öldü mesela ama anneler bu gerçekliği kabul etmiyor. Çocuklarının bir gün geri geleceği umuduyla yaşıyorlar."
Katılımcıların sorularıyla devam eden panel, sonuç bildirgesiyle sona erdi.
